YERDEN ISITMALI PATİKALAR

Temmuz ve Ağustos sıcaklarını dört gözle beklerken…
Yanılmışız demek…
Ege ve Akdeniz kıyılarında yangın…
Karadeniz’de ilkbahardan kalma günler…
Su baskınları, seller…
*** Sümerce bir tanrı adı olan Dumu-zi sözcüğünden türeyen…
Ve İbranice ile Aramiceden günümüze kadar gelen Temmuz yine yapmıştı yapacağını.
Çünkü eski Türkçede de “çok sıcak” anlamında “Tamu-z” denilmekteydi bu aya…
Aynı zamanda “cehennem” de…
“Orak ayı” da demişiz.
“Ot ayı” da…
*** Ya Ağustosa ne demeli?
Roma İmparatoru Ceasar Augustus’tan almış adını..
“Augustus menilis…”
“Augustus’un ayı” demek…
Her ne kadar “en sıcak ay Ağustos” olarak akıllarda kalsa da…
1880”den beri tutulan kayıtlara bakıldığında…
“En sıcak ay Temmuz” olarak görülmekte…
Yani Ağustosta biraz serinlemiş dünya…
Serinler de bu kadar mı olur?
Sonbaharın sonları gibi bir şeydi yaşadığımız.
Fındık, harmanda çürüyecek sandık. Öyle balkon sefasıymış…
Bahçe keyfiymiş…
Hiç yaşanmayacakmış gibi endişe edenlerimiz bile oldu.
*** Hava tahmin raporlarına bakıyorum.
Dört gün daha iyiyiz.
Yağmur yok yani.
Çarşamba yine geliyor bizimkisi.
“Eylülde Gel”i yanlış anlamış galiba…
Şöyle oluyor aslında…
Ağustos, giderayak bize son bir iyilik yapıyor.
Bölge halkı elini çabuk tutsun diye…
Fındık mı kurutacak?
Tatil mi yapacak?
Ya da kendi evinde misafir mi olacak?
Dört günlük beylik de beyliktir hani.
*** İncir ve üzümlerin gecikmesi bu yüzden…
Ağustosta güneş mi gördüler?
Nasıl da özlemişiz güzel havaları?
Nedense çocukluğumda yalınayak koşturduğum patikalar düştü aklıma.
Hem de yerden ısıtmalı patikalar…
Nereye gitsem sıcacıktı ve rüzgar yüzümü yalasın diye hızlandırırdım adımlarımı.
Yine üstümüzde kırlangıçlar, daha yukarılarda dönüp dolaşan doğanlar…
Fındık harmanıyla ilgilendim bir süre. Sonra, şöyle iyice olmuş bir kara üzüm salkımı aradı gözlerim.
Havayı bir güzel çektim ciğerlerime…
Yalınayak yürüyebilirdim artık.
Fakat gülümsedim sadece…
Çünkü ne yerden ısıtmalı patikalar kalmıştı ne de patikada koşturacak çocuklar.

Bir cevap yazın