DOSTLARI OLMALI İNSANIN

Hayat bu… Rüzgar gibi gelip geçiyorsunuz adeta. Ajandanızda, cep telefonunuzda binlerce isim… Albümlerde onca fotoğraf… Hafızanızda köşeleri tutmuş ağır abiler, ablalar… Ve sonra bir gün… Onca görevin ardından… Koltuklardan, makamlardan kendi köşenize çekilince… Yolcuların uğurladığı birine dönüşüyorsunuz. Ya da yolcularını uğurlayan birine… ‘Yalnızlar Rıhtımı’ndasınız artık.


*** Zamanla alışıyorsunuz. Eskisi gibi o kalabalıklar yok. O meşhur koşuşturmalar… Evrak yetiştirmeler, uykusuz kalmalar… Projeler, yatırımlar… Birden bıçak gibi kesiliyor her şey. Yeni dünyanızda yeni yeni meşgaleler bulmakla geçiyor zaman.


*** Yolculuklar yapıyorsunuz sağa sola. Eski dostların yanında yakınındasınız zaman zaman. “Uğrasam mı, arasam mı” diye iki arada bir derede kaldığınız oluyor. Bazen de hiç düşünmeden, o güzel günlerin hatırına bir anda kendinizi eski dostun kapısında buluyorsunuz.


*** Tokat’a geldiğimizde de böyle oldu. Otuz yılı aşkın bir dostluktu bizimkisi… İstanbul Bakırköy Halk Eğitimi Merkezi’nde birlikte çalışmıştık Amil Bekdemir’le… Ailesini yakından tanımıştık, çocukları elimizde büyümüştü adeta. Ne zamandır görüşmek kısmet olmamıştı. Telefonla aradığımda “yarın, uygunsanız Yağsıyan’dayız öğlen gibi” dediğimde ses tonlarına yansımıştı sevinçleri. Çam ormanları arasında Reşadiye’ye bağlı bir köydü.


*** Kasımdı fakat yazdan kalma bir gündü. Sararan yapraklarıyla meşeler ve yanlarında yükselen çamların muhteşem güzelliğiyle doldurduk telefonlarımızı. Zaman zaman o güzelim havayla da ciğerlerimizi… Yaprak döker yanımız Bir yanımız bahar bahçe Hasan Hüseyin Korkmazgil’in şiirinden daha güzel ne anlatabilirdi ki bu durumu?


*** Köyler kasabalar derken Yağsıyan’daydık. Amil Bekdemir’in yeni yaptırdığı evinde. Hoş geldin faslından sonra gürül gürül yanan sobanın yanında bulduk kendimizi. Ardından da balkonda yaylalara karşı… Eski günleri yad ettik, çocukları ve torunları konuştuk. Ne çok şey vardı birbirimize anlatacak? Aklımıza gelenler gelmeyenler…


*** Soğuklar başlayınca İstanbul’a dönüyorlar. Bahar başladı mı ver elini Reşadiye Yağsıyan… Özellikle yazın bir araya geliyormuş aile. Seher Hanım, “o günler hiç bitmese” diyor ve çoluk çocuğun az kalmasından şikayet ediyor. Bir de köylerine servis olmayışından…


*** Yıllar sonra aynı sofranın etrafındaydık. Yemekler harikaydı, anlatılanlar da öyle. Gitme vakti yaklaşmıştı ya… Hep bir tuhaf olurdum ve yine aynı şey yaşanacak diye geçti içimden. Ayrılırken, aracımıza binerken, gözyaşlarıma daha fazla direnemedim. Çocuk gibi sessiz sessiz ağlarsınız ya… Tam da öyleydim. Kelimeler boğazımda düğümlendi, dudaklarım titredi…


*** Ne güzel insanlar yaşıyordu bu kıyılarda, dağlarda, bozkırda… Gerçek dostluklar böyle bir şeydi ve aradan onca yıl geçmesine rağmen yere göğe kondurulamıyordunuz. Kim bilir belki de en iyi yatırım buydu. Üst ast ilişkilerinin havada uçuştuğu… Her şeyin kirlendiği bir dünyada… Sırtını Karadeniz’e dayayan Yağsıyan’da… Yaşadıklarınızdan yeni şeyler öğreniyorsunuz. Dönüş yolunda gözlerinizde yaş, içinizde tarifsiz duygular, “dostları olmalı insanın” diye söyleniyorsunuz.

Bir cevap yazın