ŞÜPHELİ ŞÜPHESİZ

Birincisini öyle ya da böyle hemen her gün kullanıyoruz.
Dilimizden düşürmüyoruz. Birincisi “insan”dır…
İkincisi yani “şüphesiz” ise henüz o aşamaya çok uzak…
Hatta kelime dağarcığımızdaki yeri bile şüpheli. Hem sıfattır, hem de zarf.
*** Tüm oklar onu gösterir. Gözler üzerindedir, kulaklar pek bir dikkat kesilir.
“Şüpheli”dir çünkü. Henüz suçlanacak kadar delil birikmemiştir.
Belki de birikmiştir fakat farkında değildir kimse…
*** Ne olursa olsun, zordur “şüpheli” damgasını taşımak.
Aklansanız paklansanız bile yapışır üstünüze…
Nereye gitseniz sizinle gelir ve bilenler bilir.
Önünüzden arkanızdan konuşurlar. Onlarca yıl geçer…
Yeni yetmeler nereden hatırlayacak olup bitenleri…
Tam da “unutuldu” denildiği anda…
Çekilir gidilir bu dünyadan…
Daha önceleri milyonlarcasına olduğu gibi…
*** Oysa “şüphesiz” öyle mi? Hani sıfat olanından…
Geriye hiçbir iz kaldığı görülmemiştir.
Kanmıştır amma kandırmamıştır.
Ölmüştür amma öldürmemiştir.
Pirüpak bi şekilde gelip geçmiştir, o kadar…
*** Gerçi bazen “şüpheli”lerin şüpheliliği de tartışmalıdır “şüphesiz”.
Hiç suçu günahı olmayanlar da vardır aralarında. Ve bunların bazıları dört duvar arasında geçirir ömrünü…
“Şüpheli”den “suçlu”ya dönüştüklerinde yeni bir kapı açılır önlerinde.
*** Dünyamızın en etkili üç etiketi…
“Şüphesiz”, “şüpheli” de olacak “suçlu” da…
Hemen her şey bunun üzerine dizayn edilmiş sanki. Fakat hepsi bir yana…
Kolluk kuvvetleri ya da adalet nezdinde şüpheli görülmekten daha tehlikelisi…
Eşin dostun gözünden düşmektir.
Hem de ne düşüş? Yedi kat göklerden düşercesine…
Bir kez şüpheli damgasını yediniz mi?
Suçlu bulunarak cezalı duruma düşmeniz gerekmez.
Sizinle içilen çayın kahvenin tadı kaçar…
Yürünen yollar uzar…
Yapılan sohbet çekilmez olur.

Bir cevap yazın