KARTAL TARKAN

Gazetelerin ancak kese kağıtlarıyla köyümüze geldiği günlerdi. Ve biz, itina ile açtığımız bu eski sayfaları defalarca okurduk.
Alfabeyi yeni sökmüşçesine…
Ne yazıyorsa…
*** Radyomuz bağlardı bizi dünyaya…
“Acans” derdi dedem ve özellikle akşamları etrafı çepeçevre sarılırdı. Hemen herkes pürdikkat kesilirdi. Kara ateşte yemek yapanların bile kulağı haber bülteninde olurdu. “Yer evi” dediğimiz bölümde ya set üstünde bulurduk kendimizi ya da iskemlelerde…
Bazen kapı üstündeki kıvır kıvır koç boynuzu gözüme takılsa da… Kara ateşte kaynayan yal kazanının bağlı olduğu uzunca yal zinciri… Bir kelimesini bile kaçırmak istemezdim haberlerin. Dumanla birlikte bacaya doğru süzülürken sanki aklımın bir köşesinde birikirlerdi.
*** İşte tam da o yıllar…
Askılı pantolonlar içindeyiz, ayağımızda kara lastikler…
Oyunlarımız taştan topraktan…
Bir dergi ile tanıştık ki…
Tarkan…
Trabzon’un Şana havalisinde dünyaya açılan gözlerimizi bir anda Kafkaslara, Hazar kıyılarına çevirmişti. Karadeniz’in kuzeyine…
Hun Türklerine…
*** Yomra Ortaokulu yıllarımıza adeta damga vurmuştu Tarkan…
Sezgin Burak’ın çizgilerinde dolaşıp dururken… Bir de duyduk ki sinemaya uyarlanmış. Gümüş Eyer, Altın Madalyon, Viking Kanı…
İyi de kim gidecekti şehre?
Kolayını bulmuştuk, “gidemiyorsan, gidenlerden dinle”. Bu konuda Cevdet Abi’nin hakkını ödeyemeyiz. Bir saati aşkın süren okul yolculuğunda izlemediğimiz(!) film kalmazdı. O bizim okul yolu sinemamızdı.
*** Attila…
Karadeniz’in kuzeyini fetheden Hunların başbuğu…
En güvendiği komutanlarından Altar’ı, kendi gümüş eyerini vererek ödüllendirince…
Ve Alan Ülkesi’ne uç beyi olarak gönderince…
Eski bey Kostok ortaya çıkar. Büyücü Goşha sayesinde Altar’ın oğlu Tan’ı kendine bağlar ve kaleyi terk etmesini sağlar. Bu sırada Tarkan doğar ve uğruna verilen ziyafet esnasında olanlar olur. İntikam hırsıyla gözü dönen Kostok, kaleye saldırır ve herkesi kılıçtan geçirir. Bu saldırıdan, süt annesi tarafından bir mağaraya bırakılarak kurtulan Tarkan…
Bir kurt tarafından büyütülür.
*** Efsane, biraz Ergenekon…
Biraz da Roma’yı kuran Romus ve Romulus kardeşler koksa da çok etkileyiciydi. Bir anda çizgilerden ekrana yansıyan bizden bir kahramana dönüşmüştü Tarkan. Ve yine hakkını teslim edelim…
Onca şeyi Sezgin Burak, düşünüp taşınsa da… O, kendine özgü çizgileriyle hayat verse de… Kartal Tibet sayesinde de çok sevmiştik bu hikâyeyi…
Tarkan serisini…
Ya atının üzerinde yeni maceralara doğru yol alırken kurt da ardından koşturuyordu. Ya da o meşhur kostümüyle, bir ayağı taşın üzerinde, yanında kurt, gülümsüyordu.
*** Kartal Tibet…
Türk sinemasının büyük ustası…
200’e yakın filmde ya oyuncuydu ya da yönetmen…
Babası, avukat olmasını çok istese de o sanatı seçmişti. Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümünü bitirip Meydan Sahnesi’ni kuranlar arasında yer aldı. Her ne kadar Sarmaşık Gülleri, Boş Çerçeve, Zambaklar Açarken ve Çalıkuşu gibi unutulmaz filmlerde rol alsa da…
Suat Yalaz’ın çizdiği Karaoğlan’la adım attığı sinemada…
Sezgin Burak’ın hayat verdiği Tarkan’la ününe ün kattı. Fakat sadece on yıl sürdü oyunculuğu. Ardından yönetmenlik yılları ki rahmetli Kemal Sunal’ın rol aldığı komedi filmleri çoğunlukta…
Ve televizyon dizileri…
*** Hani “atıl kurt” dediğinde yeni bir maceraya doğru ufukta kayboluyordun ya…
Seni, öyle hatırlayacağız.
Sanki bir başka bölümde ortaya çıkacakmışsın gibi…
Mekânın cennet olsun Kartal Baba…
Nur içinde yat Büyük Usta…

Bir cevap yazın