KAÇAR GÖÇER

“Göçmen” politikası sil baştan… Tüm bildiklerimizi unutturacak türden bir gelişme… Haber İngiltere’den geldi. “Ülkeye yasa dışı yollarla girmiş sığınmacılar, işlemleri tamamlanıncaya kadar Ruanda’ya gönderilecek.” Bu konuda Ruanda ile 120 milyon sterlinlik anlaşma imzalanmak üzere… Mülteci örgütleri doğal olarak kararı acımasız buluyorlar.


*** Yani şöyle olacak… Genellikle Manş’ı botlarla geçerek İngiltere’ye ulaşan sığınmacıları zor günler bekliyor. Londra’ya gitmek üzere çıktıkları yol, hiç hesapta yokken Kigali’de sonuçlanabilir. Afrika’nın ortasında, denize kıyısı bulunmayan bir ülkenin başkentinde… Kim bilir bi bakmışsınız “Göçmen Kenti” kurulmuş Kivu Gölü kıyısında…


*** Başbakan Boris Johnson’a bakılırsa… “Sığınmacı akını” endişe verici boyutlara ulaşmış. Ve eğip bükmeden… Eveleyip gevelemeden mesajını vermiş. “Merhametimiz sonsuz olabilir ama insanlara yardım etme kapasitemiz sınırsız değil.”


*** Bir de Almanya’ya bakalım. Nasıl vatandaş olunuyormuş? Yeterli düzeyde Almanca öğreneceksin. En az 8 yıl yasal olarak oturmuş olacaksın. Almanya’ya özgü temel bilgileri öğreneceksin, yazılı ve sözlü olarak sınavdan geçeceksin. Sabıkan bulunmayacak. Geçimini bizzat kendin temin edeceksin. Alman Anayasası’na bağlılık göstereceğine dair bir belge imzalayacaksın.


*** Belli ki önümüzdeki günlerin en önemli tartışma konularından biri “sığınmacılar” olacak. İran ve Suriye üzerinden gelen büyük bir göç dalgasıyla karşı karşıyayız. Adeta yeni bir “Kavimler Göçü” yaşanıyor. Yoksulluk ve savaştan kaçan milyonlarca insanı anlamakla birlikte… Sıkı tedbirlerin de göz ardı edilmemesi gerek. Tamam, Türkiye bir “ara istasyon” şeklinde görülüyor fakat Avrupa ve Amerika hayali uzadıkça iyice yerleşiyorlar kentlerimize. Demografik yapı bozuluyor, her geçen gün daha çok haber düşüyor ekranlara.


*** Bu konu “Milli Mesele”… İktidar ve muhalefetin birlikte hareket etmesi heyecanla bekleniyor. Gelenlerin, üretim ve hizmet sektörüne katkıları inkâr edilmese de… Hemen her kentte vuku bulan çirkin eylemler, toplumsal bir dalgalanmayı tetikleyebilir. Herkesin, her kesimin çok dikkatli olması gereken bir dönemden geçiyoruz. Etrafımız ateş çemberi iken içimizde olup bitenleri iyi okumalı, ihtimaller üzerinde de kafa yormalıyız. Yoksa hepimiz bir yerlerden geldik buralara… Dolayısıyla tüm gelenleri bu şefkatle karşılarsak işimiz var demektir.


*** Her şeye rağmen Somali, Azerbaycan Karabağ, Suriye ve Libya’da etkimiz tartışılmaz boyutta… Rusya-Ukrayna savaşında tüm dünyanın gözü üzerimizde… Silah sanayiinde aldık başımızı gidiyoruz. Fakat şu “sığınmacılar” olayını yönetebildiğimiz ölçüde şekillenecek siyasi hayatımız. Yani demem o ki sınırları biraz daha zorlayalım!..


Son günlerde sosyal medyaya düşen görüntülerden kurtulalım. Yüzlerce binlerce insan rüzgâr gibi gelip geçmesin. Çünkü bir kere adım attılar mı ülkemize, geri göndermek o kadar kolay değil. Kaçar göçer insanların kaybedecek fazla bir şeyleri yok. Doğup büyüdükleri kentler ve köylerle biriktirdikleri ne varsa geride bırakıp gelmişler. Yaralanmışlar, işkence görmüşler, en yakınlarını kaybetmişler.


Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde kendilerini güvende hissetmeleri çok normal. Normal olmayan şey ise vatandaşmış gibi ülkeyi bir uçtan bir uca sorgusuz sualsiz dolaşmaları… Yaşadıkları semtlerde pek çok kirli işe bulaşmaları. Yoksa bu devlet, Ruanda olmasa da Libya’da bir göçmen kenti kurabilir. “Sığınmacı” kimliğine uygun davranış sergilemeyen kaçar göçerleri, Osmanlı’nın da sürgün yeri olan Fizan’a yollayabilir.

Bir cevap yazın