YAZARLAR

ZAMAN ÇALAN

Medya dünyası bu…
Bütün mesele daha fazla okur…
Daha fazla gündemde yer alma…
Tartışılma, konuşulma filan…
Aşağı yukarı herkesin çizgisi belli. Yaklaşımı, göndermesi, dokundurması…
En çok kullandığı kavramlar, kelimeler…
Yazarın tarzı yani…
Zaten birkaç yazısından sonra tanıyorsunuz onu.
Biri size okusun ya da sesli makalesini dinleyin.
Hemen “şu” diye adını koyuyorsunuz.
*** Bu arada esinlenmeyi de aşan haller oluyor.
Bayağı çalma çarpma işleri yani…
Hazıra konma, tarzını köşesine taşıma ya da ekranına…
İyi de kaç yıllık emek var o tarzda?
Taklitler aslını yaşatsa da ne yazık ki bazı kalemler için durum bundan ibaret.
Yorumcular için de…
*** Sadece esinlenme ile yetinilse neyse…
Yerli yabancı ustaların sözlerine de konuyorlar.
Anlayan anlasa da köşelerde kaçak apartmanlar yükseliyor adeta.
Ekranlarda yalan rüzgarı…
Çok mu zor, sözün sahibinden bahsetmek?
Sanatın ve emeğin hakkını vermek…
*** Gazeteci, kaynak göstermek zorunda değilmiş.
Bir de bu var ki köşeleri daha karmaşık hale getirdiği kesin…
Hakaret ve küfür içermediği sürece sorun yok.
Tartışma programlarını da ele geçirdi bu yaklaşım ve iş çığırından çıktı
. “Üç kişiyle konuştum, dördüncüsü(!) üst düzey yetkili ve hâlâ etkili bir konumda…
” Bu son cümleye de bizzat tanık olunca…
Bir dil sürçmesiydi mutlaka…
İzlediğimiz de kukla şov…
*** Kim bilir belki de böyle böyle çığırından çıkacak her şey…
Köşeler “köşe” olmaktan, ekranlar da “ekran”…
“İnsanların zamanını çalmak suç olmalı mı” diye düşünmeden edemiyor insan.
Derken, tepkimiz, bir fısıltıya dönüşecek.
“Seni gidi zamançalan!..
” Ya biz başka bir köşeye çekileceğiz.
Ya da başka bir kanala…

Bir yanıt yazın

× Bize Ulaşın!