YAŞATTIĞINI YAŞAMAK

Masa üstünde, çekmecede…
Bilgisayarda, raflarda, aklımızda…
Henüz zamanı gelmemiştir belki de…
*** Son günlerde öyle bir fotoğraf düştü ki ekranlara, sayfalara…
Adını “kaliteli yalnızlık” koydum
. Öyle ya…
Yalnız olsanız da hâlâ bakandınız…
Arabalar, korumalar…
“Faizi savunan arkadaşımla beraber olmam, olamam” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı alkışlamayınca olanlar olmuştu zaten.
Siyasi kulislerde her ne kadar Lütfü Elvan’ın ilk yalnızlığı sayılmasa da…
Son yalnızlığı olabilir çünkü kendisine yeni bir gelecek çizebilir.
*** Bir koordinasyon toplantısı…
İl müdürleri, muhtarlar…
Sorunların çoğunluğu yol, su, elektrik…
Zaman zaman okul ve sağlık konuları da gündeme geliyor.
Derken yeni bulunan bir mağaradan söz edilince…
Ve muhatap olarak gösterilip, bilgi verince kızılca kıyamet koptu.
Ne söylemiştim ki?
“Çevre ve Şehircilik İl Müdürü arkadaşımla mağarayı inceleyeceğimizi…
Kültür ve Turizm açısından Bakanlığımızı ilgilendiren buluntular varsa konuyu takip edeceğimizi…
Yoksa Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü uhdesinde işlemlere devam edileceğini…
” Böyle şeyler…
O ne şiddetli ve öfkeli bir tepkiydi öyle?
Vali bir yandan, vekil bir yandan…
Sanki zaman durdu ve gözlerim karardı bir anda.
İşte o hiç beklemediğim sözler döküldü dilinden.
“Bu arkadaşlarla birlikte yürüyemeyiz.
” Ben şimdi bu sözü hak etmek için ne yapmıştım ki?
Şehri dere tepe dolaşan…
Araştıran, kitaplar yazan, dergiler çıkaran, Bİ DÜNYA MERSİN adlı haftalık TV programı yapan biriydim.
Cehennem’in dibini ilk kez temizlemiş…
Dünya Tiyatrolar Günü’nde, üstü açık otobüslerle “içinden tiyatro geçen kent” gösterisi bile yapmıştık.
Kültür ve Turizm üzerine yüzlerce makalemiz var…
Mersin mağaralarını da bir proje kapsamında kitap olarak yayımlanmıştık.
Daha neler neler?
Hani ödül beklemiyordum ama böyle bir tepki de neyin nesiydi?
Bana bu anı yaşatan kimdi?
Birkaç gün önce koca salonda yalnızlığın fotoğrafını veren Lütfü Elvan’dan başkası değildi. *** Aradan kaç yıl geçmiş?
Salonlar farklıydı ama sözler benzer.
“Faizi savunan arkadaşımla beraber olmam, olamam.”
Üzüldüm mü?
Bilemiyorum.
Sevindim mi?
İşte buna da tam olarak cevap veremem.
Hani, herkes alkışlarken, bakanın elleri öylece kalakaldı ya…
Koca salonda nasıl da yalnızlaştığını iliklerine kadar hissetti ya…
Empati yapmaya çalıştım ve yıllar önceki tablo geldi aklıma.
O, esip gürleyen adamdan eser yoktu.
Özellikle “bu arkadaşlarla birlikte yürüyemeyiz” derken uzattığı işaret parmağının ucundaki idareci olarak izliyordum olanı biteni.
Güle güle Sayın Elvan.
Size, Allah’tan uzun ömür dilerken…
“İnsan, yaşattıklarını yaşamadan ölmezmiş” sözünü bir değil, binlerce kez hatırlatmak istiyorum.
Alkışlar arasında yalnız bir adam fotoğrafı olarak kayıtlara geçtiniz bile.
Gelecekle ilgili planlarınızı zamanla öğreneceğiz.
Ne diyelim?
Bir gün karşılaşırsak size söyleyeceğim çok şey var.
Demek ki neymiş?
Hiçbir şey sonsuza kadar hüküm sürmüyormuş.
Mevki makam…
Geliyormuş gidiyormuş.
İnsan bir varmış, bir yokmuş.
*** Lütfü Elvan…
Her ne kadar bütün yaptıklarınızın ötesinde…
Bir “gönül kırma makinesi” olarak yer alsanız da hafızamızda…
Onca insanı adeta kırık kalpler sokağına dönüştürseniz de…
Size yine de kaliteli yalnızlıklar diliyorum.
“Faizi savunan arkadaşımla beraber olmam, olamam” sözünü iliklerinize kadar hissederken…
“Bu arkadaşlarla birlikte yürüyemeyiz” sözünü de hatırladığınızı düşünüyorum.
İnsan, yaşattıklarını yaşamadan ölmezmiş..
Eğer zerre kadar hakkım varsa helâl etmiyorum.

Bir cevap yazın