YASAKLAR

Yasak sözcüğünü duyunca aklıma rahmetli Zeki Alasya ve Allah uzun ömür versin Metin Akpınar’ın “YASAKLAR” oyunu geliyor. Ustalar, o oyunda yasaklar ile dalga geçiyorlardı.

 Günümüzdeki yasaklar hiç de dalga geçilecek gibi değil.  Birçok İnsanın gerçekten dalga geçtiği, riayet etmediği yasaklar başımıza türlü türlü işler açıyor.

O kadar çok tanıdık, tanımadık kişiler vefat etti ki bundan hala ders çıkarmıyoruz. Süper Lig, TFF 1. ve 2. Lig şampiyonlarının taraftarları, sanki bu melun hastalık yokmuş gibi tribünleri bilinçsizce doldurup, akabinde şampiyonluk turlarını aksatmadılar.

Tamam tribünlere seyirci alın; ama en azı 20 bin kişilik olan statlardaki tribünlerin üzerlerini reklamlarla kapatıp maça gelen insanları dip dibe oturtmak hiç akıllıca olmamış.

İki hafta önce Liverpool maçını seyredenler seyirci nasıl oturtulur görmüşlerdir. Adamlar tüm tribünlere mesafeli oturmuşlar, biz ise bağıran insanları dip dibe oturtarak salgına davetiye çıkarıyoruz.

Şampiyonluk maçlarını hafta sonu sokağa çıkma yasağı varken ya da gece sokağa çıkma yasağı varken oynatan zihniyete de anlam vermiş değilim.

Bizde pandemi döneminde yasaklara riayet edilseydi; bu illetten daha erken kurtulma veya bu illeti kontrol altına alma şansımız olurdu. Esas komiğime giden olay da beş kişilik bir ailenin tüm fertlerinin hafta sonu hep birlikte fırına ekmek almaya gitmesiydi. Açıkçası bunu duyunca ağlanacak halimize güldüm.

İkinci aşımızı yasaklı günlerde olduk. Evden çekinerek çıktığımızda, İncirli yolu ana-baba günüydü. Otobüs, taksi, minibüs, özel araç ve de yayalar sanki sokağa çıkma yasağı yokmuş gibi yollardaydı.

Bana sorarsanız Covid’li ya da temaslı kişiler eve kapanıp; verilen sürede kimseyle temas etmezse bu vakaları bireysel olarak azaltırız. Covid’li olarak dışarı çıkmanın, eline silah alıp insanları öldürmekten hiçbir farkı yok. İnşallah yasaklı günlerin sonuna doğru geliyoruzdur. Kötü günleri geride bırakacağımız, mutlu günleri kucaklayacağımız günler yakın olsun.

Kendinize iyi bakın.

Bir cevap yazın