GÜNDEMKÜLTÜR SANAT

HUYSUZ VİRJİN’İN BAKIRKÖY’LÜ KATİNA’SI

Bakırköy’ü çok sevdi ! Meşhur kantoya ilham oldu: ‘Gülüm, Mori Katina’m’

Huysuz Virjin’in “Katina’nın elinde makası” kantosunun Katina’sı Katina Tsingas ile Tsingas ailesini ve hayatını konuştuk. Katina Tsingas, “Çok severim süslenmeyi. Manikürcüm haftada bir gelir, tırnaklarımı boyar. Katina kırmızısı bu!” dedi.

Sarı saçlarının bir tutam perçemini geriye doğru toplamış, geniş alnını bir zamanlar ne kadar güzel olduğunu hatırlatırcasına açmış.
Boynunda bir sıra inci kolye…
Elleri son derece bakımlı.
Kırmızı ojelerini incelediğimi fark edince, kırık bir ses tonuyla, “Pater İmon” duasını okuyormuş gibi belli belirtisiz bir mırıltıyla konuşuyor…

“Manikürcüm… Çok severim süslenmeyi. Haftada bir gelir, tırnaklarımı boyar. Katina kırmızısı bu! Yıllardır aynı rengi sürdürürüm. Bunu bıraktığım gün ölüveririm”.

“Gülüm, mori Katinam”a da böylesi yakışır! Siz de hak verdiniz değil mi? Hani Huysuz Virjin’in Katina’sı canım! Tam karşımızda!

Şu doksan yaşından beklenmeyecek canlılıkta yürüyüp mutfağa giren kadın… Bakır cezvesini nasıl da aldı eline, bir güzel kahve pişirdi. Konuğu için dünden hazırlanmış, belli! Limonata da yapmış ama önce kahve içmek lazım gelirmiş. Acı kahvesinin yanına, “Misafir gelir diye saklamıştım. Yunanistan malı bunlar” diyerek, çikolatasını, likörünü de koydu.

Elindeki tepsiyi sehpaya konduruverdi.

Sehpanın üzerinde mineli, çiçekler nakşedilmiş zarif bir kutu, gümüş çerçeveli bir fotoğrafla yan yana duruyor. Solgun fotoğraftan yirmilerinin başında bir güzel Rum kızı, çok canlar yaktığını söylercesine bize bakıyor. Koltuğuna yaslanmadan çerçeveyi nizamlıyor… İncecik bileğindeki saatini çevirip, neredeyse bir asırlık ömrünü anlatmaya başlıyor.

Yıllar evvel, Arnavutluk’ta Vasiliki ve Vasil’in yolları kesişir. Birbirlerine tutkuyla bağlanan iki genç hemen evlenirler. Bu evlilikle Tsingas Ailesi’nin temeli atılır. İki kız, üç erkek beş çocukları olur.

İlk üç çocuk (Andromahi, Thomas, Vangel) Arnavutluk’ta doğar.

Vasil, gün be gün genişleyen ailesini geçindirebilmek için yeni iş imkânları arar. İstanbul’un o yıllarda denizi, toprağı bereketlidir. Vasil de bunu duyar. Tası tarağı toplar… Geride bir eş, üç küçük çocuk bırakır, İstanbul’un Bakırköy’üne gelir.


Sonsuza kadar “Yenimahalleli” olarak anılacağı, o günlerde hiç aklına gelmez. Bakırköy-Yenimahalle’de hiç yabancılık çekmez. Hemen arka sokakta Bulgar, tohum işiyle uğraşan Stefo Bey ve sevgili eşi Evangelia Hanım ile komşuluk eder. Balıkçı Andrikos ise has arkadaşıdır.

Evangelia Hanım’dan yemek gelmediği zamanlarda Andrikos’un tezgahta kalan balıklarıyla iki arkadaş kalender bir sofra kurarlar.

Paraları varsa Mezeci Yani’nin meşhur mezeleri sofrayı görkemli hale getirmeye yeter de artar. Vasil, İstanbul’da yavaş yavaş hayatını yoluna koyar. Uykuları kaçınca Beyoğlu’na çıkmaya başlar. Sık sık aşık oluyordur… “Beba” diye çağırdığı Vasiliki’si artık çok uzak bir hatıradır. Yine de arada sırada Arnavutluk’a giden biri olursa, ailesine para yollamayı ihmal etmez.

“Yenimahalle” dediğin küçük yer. Adeta bir Rumluk! Herkes birbirini tanıdığı için haberler çabuk yayılır. Vasiliki kocasının yolladığı parayı getiren beyefendiye dayanamayıp, sorar: “Kocam iyi mi, sağlığı yerinde mi?” Cevap: “Kiria Vasiliki, kocan Beyoğlu’nda gönül eğlendiriyor. Sen burada onun sağlığını düşünüyorsun!” Bu haberle sarsılan Vasiliki, ne var ne yok satıverir. Eline geçen parayla iki çocuğunu da alıp, Bakırköy’de soluğu alır.

Bir daha da dönmez! İlk göz ağrıları Andromahi’yi, memlekette, ailesinin yanında bırakmak zorunda kalır.

Ailecek çekildikleri, geriye kalan tek fotoğrafta Vasil’in yüzü uzaklara bakıyordur. Kiria Vasiliki ise mağrur ve gururlu… Aile -bir eksikle- yeniden bir araya gelmiştir. Sakızağacı’nda, Bakkal Dimitri’nin evini kiralarlar. O evde iki çocukları daha olur; Katina (1930) ve Ahilea (1931)

YENİMAHALLE’NİN ÇOCUKLARI: THOMAS, VANGEL, KATİNA VE AHİLEA

O yıllarda İstanbul, 1 milyon; Bakırköy 10 bin nüfusludur.

Tsingas Ailesi’nin ahşap evleri sahile oldukça yakın, Kapamacı Ekrem Sokak’tadır. Hemen arkalarındaki Miltiyadi Gazinosu’nda sahne alan Münir Nurettin’in güçlü sesinin Bakırköy’ü çın çın çınlattığı zamanlardır.

Kim bilir, belki de çocukların geleceğini şekillendiren bu sestir.

Baba, atlı araba ile suculuk yapmaya başlar.

Bakırköy’ün ahşap evlerindeki su küplerini dolduran Vasil Tsingas’tan başkası değildir.

Çocukların en büyük eğlencesi Hatboyu Caddesi’ndeki Bulgar Dondurmacı Dimitri’nin dükkanından dondurma yemektir. Sık sık hastalanırlar. Kiria Vasiliki, Eczacı Mustafa’nın yolunu tutar. Zaman akıp geçer… Çocuklar artık büyümüş, çalışacak yaşa gelmiştir. Thomas, Berber Sarkis’in yanında çıraklık; Vangel, Eminönü Mısır Çarşısı’ndaki bir bakkaliyede çıraklık yapar; Ahilea, Kapamacı Ekrem Sokak’ta meze dükkanı açar. Dükkanın karşısındaki Manav Vaso, alt sokaktaki Arnavut Bakkal, Hristo Bakkal ve diğerleri Ahilea’yı çok sever, sayarlar. Kardeşler arasında mahallelinin gözdesi Ahilea’dır. Hristo Bakkal’ın yanındaki ikiz ahşap evlerin birinde oturan Kiria Glikeria ise Vasiliki’nin can dostu olur. İki arkadaş sabah kahvelerinde buluşur, şöyle bir hayatın tozunu alırlar. “Buyursunlar Kiria Vasiliki”li, “Akşama ne yemek yapacaklar?”lı, “Aleksandra’ya kocası, Kuyumcu Franguli’den yüzük almıştı ki dillere sezâydı”lı bir dostluktur onlarınkisi. “Kahve de ziyade olsundu, yarın da ben bekliyorum Glikeria mou”ydu…Hayat kendi sularında akıyordur…

Bu mütevazı ve bol çocuklu aile, çalışkanlıklarıyla tüm mahallelinin takdirini kazanır. Yine de geçim sıkıntısı peşlerini bırakmaz. Aile zar zor geçinirken, Kiria Vasiliki’nin erkek kardeşi hastalanır, yanlarına alırlar. Çocuklar dayılarını çok sever, aynı evde yaşamaktan dolayı çok mutlulardır.

Dayıları da yeğenlerine düşkündür, kız kardeşi ve eşine ise minnettar…

Dayısını son gören Katina olur.

İstavrozunu yapıp, gözlerini bir daha açmamak üzere kapar. Yaşama veda etmeden önce Eminönü’ndeki salaş balık lokantasını kız kardeşine bırakmıştır. Tsingas Ailesi için yepyeni bir dönem başlar. Artık suculuk yapmıyorlardır. Eminönü balık halinin yanındaki lokantaya dört elle sarılırlar. Menüde balık-köfte ızgara ve salatadan başka bir şey yoktur.

Vasiliki kasada, Vasil mutfaktadır. Ekmeğin karne ile satıldığı dönemdir. Kiria Vasiliki, karnesiz ekmek aldığı için 24 saat gözaltına alınır.

Bu olay onu müthiş korkutur. Lokantadan yavaş yavaş uzaklaşmaya başlar. Yerini en büyük oğlu Thomas’a bırakır. Thomas, esnaf-müşteri ilişkisinin inceliklerini bu lokantada öğrenir. Thomas, bu sayede ileride damgasını vuracağı İstanbul gece hayatının temelini atar. Hayat yavaş yavaş yoluna girerken, 6/7 Eylül 1955 pogromu yaşanır. O günlerde Eminönü balık hali kapalı olduğu için, lokantaları talandan kıl payı kurtulmayı başarır.

Tsingas’ların Bakırköy’deki evlerini ise komşuları Türkan Hanım’ın eşi korur: “Burası Türk-Müslüman evidir!” Dükkan ve ev zarar görmese de ailecek bu olaylardan çok etkilenirler.

REŞAD EKREM KOÇU’DAN HATIRA: GASKONYALI TOMA

Aynı zamanda şarkı da söyleyen Thomas, yaşamının farklı dönemlerinde farklı yerlerde (Eminönü, Beyoğlu, Baltalimanı, Bebek) pek çok meyhane açar. Hepsine de aynı adı verir: Gaskonyalı Toma! “Thomas” artık “Toma” diye anılır olmuştur. Üstelik Gaskonyalı Toma! Toma’nın Fransa’nın Gaskonya bölgesiyle hiçbir ilgisi yoktur! Meyhanenin müdavimlerinden Reşad Ekrem Koçu, bir gün Toma’yla babasının diyaloğuna tanık olur. Onun davranışlarını Alexandre Dumas’nın ünlü romanı ‘Üç Silahşörler’in kahramanı D’Artagnan’ a benzetir. D’Artagnan, Gaskonyalı’dır! Toma da bundan böyle “Gaskonyalı Toma” olur. Bu lakabı herkes benimser. Kısa sürede Toma ününe ün katar, İstanbul eğlence hayatında “Gaskonyalı Toma” dönemi başlar.

Şairler, yazarlar, gazeteciler meyhanenin müdavimi haline gelir. Toma ünlendikçe meyhanesi lüksleşir. Müşterileri de farklılaşmaya başlar. Milletvekilleri ve iş insanları sık sık Gaskonyalı Toma’nın taverna-meyhanesinde buluşur.

Mezeleri de çok beğenilir. Toma, her zaman profesyonel bir aşçı ile çalışır. Kardeşi Vangel ise hem ortağı hem akıl hocasıdır. Meyhaneyi birlikte büyütürler. İstanbullularca çok sevilen Toma, kısa süre içinde çok para biriktirir. Ailesinin geçimine de katkıda bulunur. İstanbul’da aradıkları talih Tsingas Ailesi’nin yüzüne nihayet gülmüştür.

Her şey çok güzel giderken kardeşlerin yolları bir süre sonra ayrılır.

Baba 1964’de, anne 1969’da vefat eder.

Bakırköy Rum Mezarlığı’na defnederler.

Vangel, “Ancelo” adıyla Yeşilköy’de yepyeni bir yer açar. Bundan böyle Ancelo adıyla anılır.

Mekânı kazıkların üstünde, denizin içinde bir tavernadır. Hemen benimsenir. Gazetelere ilânlar verir: “Gazinomuzda alo alo Ancelo bu akşam fiks menü…”

Her iki mekanın da işletme anlayışı aynıdır. Mekan sahibi (Toma ya da Ancelo) de sahneye çıkar. Şiir veya şarkılarla müşterileri eğlenceye hazırlar. Devamında yerlerini şarkıcılara, küçük orkestraya bırakırlar.

Pakize Suda, ilk kez Bebek Gaskonyalı Toma’da sahneye çıkar. Ancelo’nun gözdesi ise “Tavernacılar Kralı Yorgo Vapuridis”tir. Ancelo, Yeşilköy’deki mekanı devam ederken, Şişli’de “Clup X” işletmesini de kısa süreliğine “Ancelo” olarak çalıştırır. Ankara’da iki yıl kadar bir Rum meyhanesi işletir.

YAVRUM, GÜLÜM KATİNA’M’

Ailenin göz bebeği, Katina’yı meşhur eden şarkıyı Huysuz Virjin (Seyfi Dursunoğlu) Ancelo’nun Yeşilköy’deki mekânında sahneye çıktığı dönemde yazar.

Huysuz, 12 sene Ancelo ile birlikte çalışır.

O yıllarda Katina, dünya güzeli, gencecik bir kadındır.

Tsingas Ailesi başlangıçta verdikleri karara daima sadık kalır: Katina asla meyhanede çalışmayacaktır! Ne mutfağa girer, ne şarkı söyler… Ara sıra ağabeylerinin mekanlarına gidip eğlenmekte ise özgürdür. O yıllarda Bakırköylü kadınlar elbiselerini ya kendi dikiyor ya da Yenimahalle’nin meşhur terzileri Anna’dan (“Kocası çok yakışıklı bir Ermeni’ydi” diye ısrarla vurguluyor), Terzi Kliton’dan giyiniyordur. Katina, terziye gitmekten, günlerce süren provalardan daima sıkılır. Eline makas almaktan da hep uzak durur. Dikiş dikmeyi ömrü boyunca öğrenmez.

Ağabeyi Ancelo’nun mekanına Şişli’den, Osmanbey’den aldığı hazır giyim elbiselerle gider. Ancelo’ya eğlenmeye gelen kadınlar ise (Beyoğlu)Mısır Apartmanı’nın meşhur terzilerinden giyiniyordur.

Huysuz, onun konfeksiyon elbiselerine her zaman takılır: “Biçmesini bilmez, gülüm, Mori Katina’m…” Huysuz’un şarkısı meşhur olunca hayıflanır… “Elime makas değil, çiçek verseymiş keşke. Mesela en sevdiğim çiçeği, nergisleri” diyerek bugün dahi itiraz ediyor.

Çünkü Katina, Bakırköy’ün ilk çiçekçisidir.

1960 yılında, İstanbul Caddesi, Çavuşoğlu Pasajı, Akın Apartmanı’nın giriş katında bir dükkan açar: “Çiçekçi: Bayan Katina Tsingas”.

Yirmi beş sene aynı dükkanda çiçekçilik yapar.

Vitrinini her gün yeniler. Oldukça zevklidir. Aynı pasajda Kuaför Sami vardır. Eşlerini kuaför çıkışı bekleyen Bakırköylü kibar beyler, Katina’dan çiçek almayı da ihmal etmezler.

Katina çiçekçilik yaptığı süre boyunca Bakırköylüler’in çok sevdiği bir insan olur. El üstünde tutulur. En çok -bugün dahi görüştüğü- sevgili arkadaşları Türkan ve Ferhan’la birlikte İstasyon Caddesi’nde dolaşmayı, Beyoğlu’na çıkmayı sever.

O Beyoğlu gezmelerinde bir gün Kadıköylü, Kuruyemişçi Yorgo’ya rastlar; Yorgo Zvolo. Yorgo, Katina’yı görür görmez aşık olur. Katina ise erkeklerin iltifatlarına alışıktır. Aşık olmaz ama “iyi bir insan” olduğu için onunla evlenir.

1957 yılında kızları Eva doğar. Kavgasız-gürültüsüz, sakin bir evliliği olur. Katina’nın tutkulu kişiliği biraz olsun yatışır. Kayınvalidesi ile iyi geçinemez. Kadıköy Aya Triada Kilisesi’ne ait mekanlardan birinde işkembe dükkanı çalıştıran kayınpederi ise gelin-kayınvalide çatışmasını elinden geldiğince önler. Daima biricik gelini Katina’nın tarafını tutarak! Bu tekdüze, sakin geçen evlilik Yorgo’nun vefatıyla son bulur.

Bu vefatın ardından Katina, 1975 yılında Atina’ya yerleşme kararı alır.

Nea Smyrni bölgesine yerleşir. Kolonaki’de çiçek yetiştiriciliği de yapılan bir çiftlikte çalışmaya başlar. İkinci eşi Pavlo Frengi’yi burada tanır.

Pavlo da Bakırköylü’dür, o da zamanında Beyoğlu’nda çiçekçilik yapmıştır. Evlenirler. Dokuz sene beraber yaşadıktan sonra Pavlo vefat eder.

Katina, Atina’da yaşamaya devam eder ama İstanbul’u, Bakırköy-Yenimahalle’yi düşünmeden geçirdiği tek bir gün yoktur. Rüyalarına girer.

Acaba onu İstanbul’a tekrar çağıran gizemli bir ses mi vardı?

Bir an önce İstanbul’da olmak için onu telaşa sokan şey neydi? Aklı kantolarda kalsa da ömrü artık sûzinak nâmedeydi… Bu kesin! Bir gün ani bir karar vererek, tek başına İstanbul’a döner. Çok sevdiği Yenimahalle’sinde bir ev tutar.

Vakitlerden bir vakit Balıklı Hastanesi’ne gidip, Tavernacılar Kralı Yorgo’yu ziyaret eder. İki eski dost uzun uzun sohbet ederler. Gözyaşlarıyla birbirlerine sarılıp, ayrılırlar. Katina, İstanbul’a kısa sürede yeniden alışır. Eskiden olduğu gibi her cumartesi- pazar Kuaför Mustafa’ya saçlarını taratıp, Aya Yorgi Rum Ortodoks Kilisesi’nin yolunu tutmaya başlar. Kilisede hep aynı duayı eder. Katina’yı bunca yıl sonra İstanbul’a döndüren neydi? Kimin ardından, ne için? O da bende kalsın!

Tsingas Ailesi’nden geriye bir tek Katina kaldı.

“Gülüm, mori Katina”mız üç gün önce 91 yaşına girdi.

Her zaman olduğu gibi Berber Mustafa’ya gidip, saçlarını taratmayı, bir tutamı geriye atmayı arzuluyordu. Kırmızı oje ise olmazsa olmazdı! “Her daim kendimi güzel görmek isterim, hiç bırakmam” diye boşuna söylemedi tabii! “Cana can, ruha şifa, derde devâ” dediği en yakın arkadaşı Ferhan ile bir Bakırköy turu atma hevesindeydi.

Yaptılar mı öyle bir şey acaba? Doğum günü için sakladığı elbisesini de giydi mi? Dilerim ki bu tutkulu, Bakırköy aşığı kadının adı Yenimahalle’de bir sokağa verilsin: 

“Çiçekçi Katina Sokağı” Çok mu zor?

Kaynak : gazeteduvar.com yazarı  Berker Döner




Bir yanıt yazın