ANNE ( Nihal Özbay )

Anne (Ana); kelimelerin en güzeli, en manalısı, en tatlısı, en içlisi… Çünkü onda merhamet, şefkat, muhabbet, fazilet, ulviyet, sevgi, duygu dile gelir. “Bağdat gibi diyar, ana gibi yar olmaz.” , “Cennet anaların ayağının altındadır.”

 Ana nelere benzetilmemiş, ana için neler söylenmemiş? Nihayet güzellerin en güzeli, sevgililerin en sevgilisi “VATAN” bile anaya benzetilmemiş mi? Dünyada bütün canlıların birbiriyle olan münasebetlerinin temelinde menfaat (egoizm) vardır.

Anada bunu iddia etmek mümkün mü? Dokuz ay bünyesinde taşır, çeşitli ıstıraplarla dünyaya getirir, soğukta sıcakta, varlıkta darlıkta neler neler çekerek, nelere katlanarak evladını yetiştirir.

 Aşıkına laflarla günde bin defa canını feda eden nice maşuklar biliriz ki, yeri gelince kanının damlasına bile kıyamamıştır. Gelgelelim anaya; evladından bir şey beklemeden, gözünü kırpmadan tatlı canını vermede bir an bile tereddüt etmediği dünya kurulalı beri görülegelmemiş midir?

Okul kitaplarından aklımda kalmıştı, toparlayabildiğim kadarıyla aşağıda yazıyorum:

BİR AMA ÇOCUĞUN TAHASSÜRÜ (Görme Engelli Bir Çocuğun Hasret Duygusu)

İşitiyorum ki güneş pek güzel, çay kenarlarında suyun üzerine doğru sarkan çiçeklerin manzarası pek latif imiş. Nazik nazik öten kuşların, havai böceklerin uçuşu da görülecek şeylerdenmiş. İşitiyorum ki, geceleri gökyüzünde gizli ışıklar görünürmüş.

Dalgaları gibi hazin olan denizin içinde dahi beyaz yelkenli gemiler akıp giderlermiş. İşitiyorum ki çiçeklerin renkleri, kokularından daha da güzelmiş. Dereler… dağlar… sular… o kadar şirin, ormanlar özellikle şafak vakti o kadar latif o kadar şirin imişler ki, bu kadar azamet ve ihtişama karşı hayretle diz çökmek lazım gelirmiş. Lakin ben ne gürültüsünü işitmekte olduğum denizi, ne o rengin çiçekleri, ne gökyüzünü, ne güneşi, ne ormanları, ne güzel meyveleri, ne kuşları ne aydınlığı göremediğimden dolayı üzüntülü değilim. Hayır Allah’ım hayır…

Şu fani alemin letafetinden hiç birisini arzu etmem, yeter ki Anacığımı görebilseydim!!!!! Sadece ses duyan, dünyanın penceresi olan gözlerden yoksun bir çocuğun yalnız ve yalnız görmek istediği ne imiş, kim imiş?

 Ananın tahkiri iltifat, bedduası da dua yerine geçer. Çünkü onun fevri sözü ile ince gönlü arasında anlaşma yoktur. Yani dilinden döküleni gönlü kabul etmez.

 Analarımız kutsal varlıklarımız, eğer yaşıyor ve yakınımızda ise ne mutlu ki gönüllerini almak çok kolay. Bizlerden uzakta ise, gönül yapımı iki satırlık yazı, bir telefon zahmet değildir, önemli vaktimizi de işgal etmez.

 İleride onları kaybettiğimiz zaman tükenmez bir gönül huzursuzluğu duymamak için;

HER NE OLURSA OLSUN MEVKİİNİZ YERİNİZ DAİMA ÖNLERİNDE SAYGIYLA EĞİLİNİZ!!!!

Nihal ÖZBAY, Mayıs 2021, Bakırköy ( Sıdıka ÖZBAY ve Seyfettin ÖZBAY ruhlarına saygıyla….)

Bir cevap yazın